https://www.facebook.com/denizyildizibalikkaraman
Anahtar Kelimeler: Hatice ERCİYAS' Kaleminden... EDENLER! !


Hatice ERCİYAS'ın Kaleminden... EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN!

İyi bir iz sürücü olan Süraka b. Malik, başlarına 200 deve ödül koyulan o iki kişinin izlerini sürmeye koyulmuştu.

Sevr Mağarasına kadar geldi. Müşrikler, Medine’ye daha önce hicret eden müslümanların başında yönetimi eline alır korkusuyla Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürme kararı almışlardı. Müşriklerin zulümlerinden hicret için yola çıkan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve dostu Hz. Ebubekir bu mağarada saklanıyordu. Süraka’nın geldiğini fark eden Hz. Ebubekir Efendimiz korkudan titremeye başladı. “Korkma, Allah bizimledir” diye dostunu teselli eden Hz. Peygamber, “Allahım, onun şerrinden bizi koru!” dua etti. Atı tökezleyen Süraka, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah tarafından korunduğunu anladı. Diğer müşrikler de oraya geldiklerinde mağaranın girişinde örümcek ağının olduğunu ve iki çift kumrunun yumurtladığını gördüler. O mağarada olmalarına ihtimal vermeyen müşrikler oradan uzaklaştılar. Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’de bu olay “…Hani kâfirler onu iki kişiden biri olarak çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına, ‘Üzülme, Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Bunun üzerine Allah ona -sükûnet sağlayan- emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı; Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir” (et-Tevbe 9/40) ayetiyle anlatılır.

Allah, kendisine teslim olan Resulünü asla yarı yolda koymamıştı. Tıpkı kardeşleri tarafından çok sevdiği Yusuf’unun kuyuya atılmasından sonra onun geri geleceğinden ümidini asla yitirmeyen Hz. Yakup gibi. “Evlatlarım! Haydi gidin! Yûsuf ve kardeşini arayıp bulmaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez” (Yusuf Suresi 87. ayet) diyerek evlatlarını Mısır’a yollamıştı.

Hakiki manada Allah’a teslim olan, ondan asla ümidini yitirmeyen hangi kul yarı yolda kalmıştı? Henüz TV’nin olmadığı zamanlarda Fatih’te, bir Ramazan ayında Üsküdar’a büyük bir âlim geldiğini ve çok tesirli vaaz verdiği duyan çok fakir bir yaşlı çift de gidip bu hocanın vaazını dinlemek istemişlerdi. Ancak ne yazık ki köprü olmadığı için kayıkla karşıya geçme durumunda kayıkçıya verecek yeterli paraları olmadığını fark etmişlerdir. Yaşlı amcanın aklına 3 gün boyunca sahurda ve iftarda aynı yemeği yiyip kayık için para ayırma fikri gelmiş ve 3 gün sonunda ellerinde 2 akçe kalmıştı. Bu parayla karşı yakaya geçip bahsedilen camiyi ve hocayı bulmuşlardı. Besmeleyi anlatan Hoca “Bir insan inanarak Besmele çekse Allah ona her şeyi kolay eder, dağları düz eder, hatta su üstünde bile yürütür.” diye coşkulu bir şekilde vaaz veriyordu. Bunu duyan yaşlı kadın ve adam çok sevinmişlerdi. Çünkü dönüş için ellerinde sadece 1 akçe kalmıştı. Sohbet sonrası evine doğru yola çıkan kadınla adam denizin kenarına gelmişler, inanarak Besmele çekip suyun üzerinde yürüyerek evlerine ulaşmışlardı. Duruma hâlâ çok sevinen kadın, Allah’a şükrederek ellerinde kalan son parayla helva yapıp hocaya teşekkür mahiyetinde eve davet etmeyi ve helva ikram etmeyi teklif etmişti eşine. Çünkü o olmasaydı besmelenin bu hikmetini öğrenemeyeceklerdi. Adam kabul etmiş ve hocayı çağırmak için tekrar besmele çekerek denizin üzerinden Üsküdar’a ulaşmışlardı. Hocanın yanına giderek durumu anlatıp evlerine davet etmişler. Hoca onların su üstünde yürüyüp buraya geldiklerine inanamamıştı. Peki bakalım o nasıl oluyormuş, diye yaşlı çiftin peşinden gitmiş. Deniz kenarına geldiklerinde kadınla adam Besmele çekip yürümeye başlamışlar. Hoca arkada kalmış. Hadi gelsene, dediklerinde hoca, “Varın gidin cennet kokulu evinize. Bende Besmelenin ilmi var, ama sizdeki gibi bir teslimiyet yok.” diye cevap vermiş.

Allah’a tam olarak teslim olsak belki de her şey ne kadar da kolay olacak. Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) “Eğer siz Allah’a hakkı ile tevekkül etseydiniz, sabah aç gidip tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılırdınız.” buyuruyor.

Son 2 senedir ülkemiz zor imtihanlardan geçiyor. Bulaşıcı hastalıklar, depremler, yangınlar, seller, ırkçı bazı hadiseler. Hayatını, evini kaybeden insanlar. Kısacası maddi ve manevi imtihanlar. Tüm bunların yanında kriz anlarında insanların sinir uçlarını kaşıyan, onları patlamaya hazır hale getiren bir takım insanlar.  Biz mi kötü bir zamana geldik, yoksa yüzyılllardan beri böyle miydi? Nedir tüm bu felaketlerin manası? Acaba çok günahkar olduğumuz için Cenab-ı Hak bize ceza mı veriyor?

Dünya imtihan ve meşakkat yurdudur. Eğer musibet kötü olsaydı en başta Allah’ın peygamberleri sıkıntılarla, zorluklarla karşılaşmazlardı. Bizim yapmamız  gereken ise kulluğumuzun bilincinde olup bol ibadet, dua ve tevekkül etmek. Gayemiz İslam davası uğruna gayret gösterip Allah’ın emirleri doğrultusunda bir hayat sürmek olmalı. Bizler seferden sorumluyuz, zaferden değil. Zaferi takdir edecek olan Allahu Teala’dır.

Hakiki manada iman edip Allah’a tevekkül ettiğimiz zaman, tüm bu imtihanların elbette son bulacağını, “Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık vardır. (İnşirah süresi)” ayetiyle de görmüş ve anlamış olacağız. “Ey iman edenler, iman edin” (Nisa Suresi) ayeti ile çarenin, zaten zulmün kaynağı olan Batıdan yardım istemekle değil, imanlarımızı tazeleyerek tertemiz bir iman ve tevekkül ile mümkün olacağının idrakinde ve şuurunda olacağız.

Rabbimiz bizleri tevekkül edip takdiri O’na bırakmayı, hiçbir zaman ümitsizliğe yer vermeden, “Sana kesinlikle olacak bir şeyi müjdeliyoruz. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” dediler.” (Hicr Süresi 55. ayetini kendimize düstur edinmeyi cümlemize nasip eylesin.

Selam, dua ve teslimiyet ile..

KÖŞE YAZILARI 8.09.2021 10:11:00 0