İlginizi Çekebilir



Zeynep OĞUZCAN


İNSANLARI TANIMAK MÜMKÜN MÜ?

Jean de L Bruyere bir insanı tanımak için onu büyük bir mevkiye geçirmemiz gerektiğini, Lenin ise insanı sadece felaket anındaki hal ve davranışlarıyla tanıyacağımızı söyler.


Alman edebiyatçı ,ressam, doğa bilimci ve siyasetçi Goethe bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamayacağını düşünür. Amerikalı roman yazarı ,şair Paul Auster ise çoktan insanları tanımaya çalışmayı bırakmıştır çünkü zamanı geldiğinde zaten onların kendini tanıtacağından emindir.
İnsanları tanımak için bir çok fikir ortaya atılsa da bu fikirler her zaman, her koşulda geçerli olabilir mi? Bir insan hakkında yüzde yüz kanıya varmak doğru mu?
 “ İnsanları tanımak , denizleri bardak bardak boşaltmaktan zordur  ”  der Mevlana. 
Belki bir insanı anlayabiliriz ,anlaşabiliriz ya da bunun tam tersi de olabilir .Lakin bir insanı tanıyabileceğimizi ben sanmıyorum. İnsan için içi bilinmez , dibi görünmez bir kuyu benzetmesi en iyi benzetmedir.
İnsan aslında kendini bile tanıyamazken nasıl başkalarını tanıdığını iddia edebilir? Nasıl başkaları hakkında  “yapar ya da yapamaz” diye hüküm verebilir? İşte bu hüküm verme işi bizim ruhumuzda fırtınalar kopartır. Bu iddia, bildiğimizi sandıklarımız bir anda içimizde çözülemeyecek bir kaosa dönüşür.
Dışardan bakıldığında şık ,pak ve cilalı fakat içimiz arapsaçı gibi karışık  . Hayaller, gerçekler, kırgınlıklar, mutluluklar, arada kalmışlıklar, belirsizlikler, sevgiler, nefretlerle oluşturulmuş karışık bir yapboz gibi ruhumuz
Ruhumuzdaki bu karışıklık kendimizi ve sevdiklerimizi tanımadığımızı kabul etmediğimiz için oluşuyor . Her insan , her olay kendimizi tanıma yolunda araç olması gerekirken   hayatımızdan hiç çıkmayacak amaçlar haline geliyor. Buna rağmen bizler kendimizi ya da sevdiklerimizi tanıdığımızı ispat etmeye çalışıp dururuz inatla. Sırf bunun için savaş veririz , bitap düşeriz kendimizle ve insanlarla olan ilişkilerimizde.
Her insan vitrininin arkasında duygularının keşmekeşiyle mücadele halindedir. Bu keşmekeş  ancak kendimizi ve sevdiklerimizi tanımadığımızı kabul etmekle çözülmeye başlar.
Düşebilirim, rezil olabilirim, güçsüz olabilirim, her şeye yetişemeyebilirim, sevmeyebilirim, sevebilirim… O; bana bunu yapabilir, bunları söyleyebilir, beni kandırabilir, beni sevmeyebilir, bana yakın olmayabilir…diyebilmek yani önce insandan gelebilecek her türlü şeyi kabullenmekle başlar. Kabul etmekle rıza göstermek karıştırılmasın. Kabulden sonra  çözüm gelir. Bana bunu nasıl yaparla debelenmek  yerine, evet bana bunu yaptı kabul ediyorum peki ben bunu istiyor muyum ,istemediğimi  değiştirebilir miyim , değişmezse hayatımdan çıkarabilir miyim diyebilmek önemli.
 İnsan kişiliği oldukça akışkan ve değişkendir. Su gibi konduğu kabın  şekline girer. Su gibi bulunduğu duruma göre  hal değiştirir . İnsanların kalıcı huyları kesin düşünceleri var gibi görünse de yoktur. Tabiatı gereği değişir. Efes'te yaşamış  Yunan filozof Heraklitos  “Değişmeyen tek şey değişimdir ” demiştir.