İlginizi Çekebilir



Adem GÜMÜŞ


KİM GİTSİN KİM KALSIN

Yeryüzünde bir insanın cennete yahut cehenneme gitmesi için çok bir şey yapmasına gerek yok. Bütün mukaddes değerleriyle birlikte Türkiye sevdalısı olursan cennetliksin, aksi halde bu cennet vatana ve lahuti değerlere sahip çıkmayı onur vesilesi bilmiş millete düşman olursan da cehennemin dibine kadar yolu olur insanın. Ben demiyorum Cübbeli Ahmet hoca diyor.


Latife bir yana Kur’anın özünde bu yazar. Dileyen gitsin baksın. Tabi cenneti arzulayanlaradır sözüm.

 

Yani Türkiye’de yaşarken ya aşer-i mübeşşere’nin yolundan cennete ya da haşere-i mübeşşerenin yolundan gayyalara revan olursun vesselam...

 

Dua niyetine yazdığım bu girizgâhın nereye varacağını tahmin etmişsinizdir. Aklım erdiğinden bu yana ne tarihimde ne de günlük haberlerde Türkiye topraklarında dingin bir günü ne okudum ne de gördüm.

 

Gün geçmiyor ki yüreğimizi yoran yahut gönlümüzü yakan bir hadise ile karşılaşmayalım. Hani hep söylenen bir laf vardır ya “bizi bize bırakmıyorlar ki azizim” diye. Tam da öyle işte...

 

Küçük yaşta binlerce ayeti ezberleyerek hafız olan bir sabinin sosyal medyada dans eden aynı yaşta bir kız çocuğu kadar değer görmediği hatta adam hesabına bile alınmadığı bir devri dahası bir cahiliyeti yaşıyoruz üstelik.

 

Siyasi irade kim ya da kimlerden olursa olsun gerçek olan bir şey var ki o da ülkede sazı ve sözü geçenler ne yazık ki her zaman İstanbul entelijansiyası, muhteris zenginler, güya sanatçılar, sözün ona akademisyenler, yurt dışından fonlanan medya patronları oldu ve olmamakta.

 

Bu yüzdendir ki bu ülkenin gerçek sevdalısı olmuşların yürek sesine ses olan, heyecanına ortak olan kim varsa aynı zümre tarafından her zaman tu kaka ilan edilivermiştir.

 

Dile getiremediğimiz, masaya yumruğumuzu vuramadığımız, biz vatan sevdalıları olarak böyle olsun istiyoruz diyemediğimiz o kadar çok mesele var ki... Bir değil binlerce mevzu var içimizi acıtan.

 

Son zamanlarda iyiden gündemden düşmez olan Mülteciler mevzusu var mesela. Gerçi bunlar kanunen mülteci bile değiller, sığınmacılar üstelik. Bu ikisi arasındaki farkı anlatacak değilim. Merak eden araştırsın.

 

Ne yazık ki her konuda olduğu gibi hem dünya hem de canım ülkem bu konuda da ikiye bölünmüş halde. Düşünce olarak tabi ki...

 

Mülteciler kalsın mı gitsin mi?

 

Aslına bakarsanız toprağını yerini yurdunu kaybetmiş insanlar için kıyamet kopmuş sayılır. O saatten sonra sadece gömüleceği toprağın neresi olduğunu bilmezler o kadar. Ama kim olursa olsun Türkiye’ye sığınmak yaşarken cenneti dünya gözüyle görmeye eşdeğerdir aslında.

Türkiye’de de bunun gibi milyonlarca sonunun ne olacağını düşünerek ömür tüketen sığınmacılar var. Elbette ki gönlümüz bir an evvel yerlerine yurtlarına sağ salim dönmelerinden yana. Lakin şu an için bu çok da mümkün görünmüyor. Hem bu mevzu bir köşe yazısı ile anlatılamayacak kadar uzun ve tafsilatlı ir mesele.

 

Peki, bu mudur asıl mesele?

 

Yani onların varlığı mıdır bizi ekonomik olarak sarsan, sosyo-kültürel yapımızı bozan, insanımızı ifsat eden, geleceğimizi karartan?

 

Gidince çıkacak mıyız sahili selamete?

 

Mesela ben bugüne dek ben hiç fetöcü mülteci görmedim, bozuk etten sucuk yapıp satanı da... Sahte bal üreten bir sığınmacı hatta ve hatta bana pazarda çürük meyve sebze kakalayanını da... Gezi eyleminde ekranlara bir Sudanlı yahut Suriyeli yansımadı üstelik. Banka hortumlayan bir Afganlı görmediğim gibi çiftlik bank kurup ahaliyi dolandıran hatta ve hatta pert arabayı kazasız diye diğer bir Türk vatandaşına sahtekârca satan Iraklı da...

 

Diyelim ki gittiler. Mülteciler diyorum, tam da istediğiniz gibi oldu ve ülkemizde bir tek bile mülteci kalmadı diyelim. Biz bizeyiz diyelim. Biz bize derken beyaz Türklerin farklı türleri yani! Aramızda gezinen bizimle kalmayı hak eden dürüst(!) insanlarımız...

 

"Türkiyeli" ama uyuşturucu kaçakçıları, tacizciler, tecavüzcüler, hırsızlar, soyguncular, karısını dövenler, sigortasız işçi çalıştıranlar, vergi kaçıranlar, geyler, lezbiyenler, alkolle araç kullananlar, malzemeden çalan kimi müteahhitler, piknik alanlarında çöpünü toplamayanlar, yerlere çekirdek kabuğu tükürenler, korsan mal satanlar, sahte bal üreticileri, bozuk etten sucuk yapanlar, ürettiğinin gramajından çalan kimi fabrikatörler...

 

Yahut anasını babasını huzur evine terk edenler, evladını sokağa bırakanlar, kumar masasında pinekleyenler, at yarışı oynamaktan eşine çoluna çocuğuna bakmayanlar, umumi tuvaletlere bir kap su dökmeden çıkıp gidenler, sigara izmaritini hakkıymış gibi yollara kaldırımlara atanlar, pazarda çürük meyve sebzeyi kakalayanlar, geziciler, medya maymunları, sözüm ona sanatçılar, bayrağımın gölgesinde yatıp bayrağıma sövenler...

 

Belki de hala gönlü pensilvanya'da olan fetöcüler, sosyalistler, maocular, darvinciler, pkk seviciler, bilmem neciler, doymak bilmeyen bazı zenginler, dağdaki çobanı adamdan saymayan kimi sanatçı züppeleri, barlarda pavyonlarda gazinolarda kimliğinde Türkiyeli yazan binlerce kadını kızı satan kahpeler... Burnundan kıl aldırmayan ekâbirler, denizlerimizi atıkla kirleten karunlar, daha kimler kimler...

 

Kaldık diyelim baş başa.

Bunlarla...

Başımız göğe mi erecek?

Sahi sizce kim gitsin kim kalsın bana bir söyleyin hele?