Necati ALODALI


ŞİMDİ HESAP ZAMANI

Demokratik yollardan kurtulamayacaklarını iyice anladıkları siyasi iktidarı bertaraf etmek için Gezi ayaklanması gibi, Boğaziçi olayları gibi gayri meşru her fırsatı değerlendiren bu zihniyet hiçbir zaman boş durmuyor.


CIA ile MOSSAD’ın FETÖ ve içimizdeki uzantıları vasıtasıyla, 15 Temmuz yaklaşınca içlerindeki hain dürtüler kıpraşmaya başlayan 103 gafil adam hadsizlik yaparak akıllarınca bir gece yarısı bildirisi yayınladılar.

Türkiye Mavi Vatan’da tehdit ediliyorken sesleri çıkmayan, Ege’de, Doğu Akdeniz’deki haklarımız gasp edilmeye çalışılırken ortalıkta gözükmeyen emekli amirallere bir haller olmuş bir bildiri ile de olsa burada olduklarının bilinmelerini istemişler!

Cuntacılığa özenen bu emekli amiraller, ellerine sanki birileri tarafından tutuşturulmuş gibi bir izlenimle yayınladıkları skandal bildiriyle sözüm ona milli iradeye balans ayarı yapmaya kalkıyorlar.

 Darbe heveslisi bu grup “şaribül-leyli ven-nehar” oldukları için çalışmayan kafalarıyla kendilerini kullanan dış güçlerin maşası olarak onların isteklerini dillendirmişlerdir.

Bu akılları dumura uğramış adamlar bildiriyi hazırlarken düşünmemişler ki “15 Temmuz’da şehit olamadım diye ah çeken” milyonlar bunlara göz açtırmayacaktır.

Bu zihniyet, iktidarda olamadıkları 1950'li yıllar sonrasından günümüze kadar geçen 70 senedir millet-memleket, milli ve manevi konulardaki her hamleye, her sıçramaya takoz koymaya, mani olmaya çalışmışlardır.  

50'li yıllarda “uçak mı inecek diye” yapılan yollara karşı çıkmışlar; 60'lı yıllarda “burdan çıkacak elektriği toprağa mı vereceğiz” diye barajlara karşı çıkmışlar, 70 ve daha sonraki yıllarda Boğaz köprülerine ve ağır sanayi hamlelerine karşı çıkmışlardır.  

Tıpkı 15 Temmuz öncesinde “yurtta sulh, yurtta sulh” diye dolaşan sözüm ona liderler gibi “15 Temmuz'a 103 gün kala 103 tekaüt adam” imza ile millete parmak sallamaya, ültimatom vermeye kalkıyorlar.

Bunların ağababaları tarafından zamanında dayatılan Lozan ve Montrö gibi anlaşmalara hiçbir şey yapılmamışken bunları bahane ederek yine ağababalarının engellemek için her yola başvurup başaramadıkları “Kanal İstanbul'u” bunların şom ağızlarıyla engellemeye çalıştıkları görülmektedir.

Bu emekli amiraller 15 Temmuz kalkışmasında niye ağızlarını açmadılar?

Bu emekli amiraller Azerbaycan-Ermenistan savaşında ağızlarını niye açmadılar?

Bu emekli amiraller Türkiye'yi çepeçevre kuşatmaya çalışan şer odaklarına karşı niye ağızlarını hiç açmadılar?

Bu emekli amiraller Atatürk'e karşı en büyük düşmanlığın odağı HDP'ye karşı niye ağızlarını açmadılar?

Bu emekli amiraller PKK'ya karşı Daeşe karşı niye ağızlarını açmadılar?

Hele içlerinde biri var ki, şu anda CHP mensubu, “güneyimizde PYD-PKK Devleti ile komşu olsak ne iyi olur bunlar laik zihniyet mensupları” demesi bunların niyetlerini açığa çıkartmaktadır.

Bunların tek ortak noktaları laik olmaları, değilse vatan-millet laf-ü güzaf, PKK’ ymış, HDP’ymiş, Daeş’miş umurlarında değil.

Bunların arzusu Allah demenin suç sayıldığı dönemlere geri gitmek, laiklik adı altında dini yozlaştırılmış bir ülke haline gelmemizdir.

Bu talihsiz bildiriyi yayınlayanları “kendilerine bir fırsat, bir imkân sağlar umuduyla” CHP ve İP yayınladıkları beyan ile hemen sahiplenmişlerdir.

Ancak, bu vatanın sahipsiz olmadığını haykıran Cumhur ittifakı ortakları da her seviyeden bildiriye karşı görüşlerini-tepkilerini dile getirmişlerdir. En sert tepkiyi ifade eden Sayın Bahçeli’nin “Muhtıra tarzında hazırlanarak gece yarısı servisi yapılan bildiride imzası bulunan amirallerin rütbeleri sökülmelidir. Emeklilik hakları kaldırılmalı, emekli maaşları kesilmelidir. Açıklanan bildirinin çok yönlü adli ve idari soruşturması yapılmalıdır.

Ayrıca 103 vesayetçi amiralin imzasıyla yayımlanan bildirinin arkası ve önü kararlılıkla araştırılmalı, bu rezaletin içinde kimlerin olduğu tevsik ve tespit edilmelidir. Konu vatandır, konu demokrasidir, konu milli iradedir. Taviz veya gecikmenin bedeli hiç kuşkusuz ağır olacaktır.” dediği gibi darbe çığırtkanlığı yapan bu faşist bildiriye imza atanların gereği derhal yapılmalıdır.

Hele ki Ankara Cumhuriyet Baş Savcılığı re’sen soruşturmaya başlamıştır.

Abdurrahim Karakoç merhumun dediği gibi:

Gölgelikte uyuklayan miskin at,

Arpa dolu torba görür rüyada,

İtibarı sarsılmış bir sürü gavat,

Yatar kalkar darbe görür rüyada!

Evet, şimdi hesap zamanı!