İlginizi Çekebilir



İbrahim Şaşma


TOPLUMSAL DUYARLILIĞIN ANATOMİSİ

Modern toplumların ve uygarlıkların varoluş süreçlerine bakıldığında toplumlara dinamizm kazandıran bir takım mihenk taşları karşımıza çıkmaktadır.


Tamamen insan eseri olan bu dinamizm kaynakları,  ait oldukları toplumları kuşatan, kucaklayan özelliklere haiz olmakla birlikte birleştirici ve kaynaştırıcı vasıfları da bünyesinde taşımaktadır. Şüphesiz bu toplumsal mihenk taşlarından birisi de bireysel duyarlılıkların bir potada eritildiği toplumsal duyarlılık olgusudur. İnsanlar yaşamları boyunca birlik ve beraberliğin bir topluma getirisinin ne olduğunu gözlemleyerek hareket etmişler ve sonucunu idrak ederek yaşamışlardır. Bu bağlamda güçlü ve uygar toplumların temelinde yardımlaşmanın, dayanışmanın, keder ve kıvanç birliğini yaşamanın izleri net olarak görülebilmektedir. Toplumsal duyarlılık olgusu da yardımlaşma, dayanışman, keder ve kıvanç birliğini kapsamında insanın beraber yaşadığı topluluklara pozitif yönde katkı sağlama ve hizmet etme isteğidir. 
       

Bilinçli ve kültürlü bir insan olarak ait olduğumuz toplumun bekası adına yaşadığı olaylarla ilişki kurmak ve bu konuda sorumluluk almaktan çekinmememiz gerekmektedir. Bu davranış bir insan için büyük bir erdemdir. Göstermiş olduğumuz bu erdemli yaklaşım bizlere mutlak suretle sosyal hayatta getirileriyle geri dönecektir. Bireysel sorumluluk ve bireysel sorumlulukların izdüşümü olan toplumsal sorumluluk, ait olduğumuz toplumu güvenli ve güçlü kılmakta,  yardımlaşma ve dayanışma olgularını gün yüzüne çıkarmaktadır. Son yıllarda toplumsal duyarlılık olgusu hissedilir derecede önem arz etmeye başlamıştır. Toplumsal duyarlılık olgusunun kazanılması ve kazandırılması süreci;  uzun olmakla beraber emek isteyen de bir süreçtir. Bu bilincin gerek insan hayatı buyunca diri tutulması ve gelecek nesillere aktarılması bizleri için toplumsal bir vazifedir.   Daha yaşanabilir bir toplum için elzem olan toplumsal duyarlılığı kazanmak için kişilerin bu kazanıma kendilerini açık tutmaları ve bu olgu ile çocuk yaşta karşılaşmaları önem arz etmektedir. İnsanların öncelikle kendi kişilikleri başta olmak üzere ailelerine bu bilinci kazandırmaları gerekmektedir. Bilinçli bireylerden bilinçli aileler, bu ailelerden de duyarlı sivil toplum kuruluşları, sosyal ve politik kurumlar, ekonomik yapılar ve sonuçta duyarlı milletler oluşacaktır. Toplumsal duyarlılık bireyleri yalnızlaşmadan uzak kılmakta, duygusal körlüğü önlemektedir. Bu bilinç ile insanların gerek kendisine ve gerekse ait olduğu topluma karşı yabancılaşmalarının önüne geçilebilecektir. Toplumsal duyarlılık bilinciyle yol alan insanlar toplum için emek sarf ettikçe o topluma aidiyet duygusunu kazanmaktadırlar. Bu da toplumdaki bireyler arasında birliğe ve beraberliğe vesile olmaktadır. 
       

Toplumsal duyarlılık, sağlıklı düşünen, insani değerleri ön planda tutan bireylerin yetişmesinde son derece önem arz etmektedir. Bu olgu,  insana değer vermekte, doğayı ve diğer canlı popülâsyonlarını insanlarla bütünleştirmektedir. Küreselleşen dünyada her zamankinden daha çok ihtiyacını duyduğumuz bu duyarlılık karşı karşıya kaldığımız sıkıntıların bertaraf edilmesi kapsamında bizleri iyi bir sonuca doğru götürebilecektir. Bireylerin duyarlı bir kişilik sahibi olmaları halinde hayat daha güzel ve daha yaşanır bir hale gelecektir. Eşitliğin adaletin ve huzurun egemen olduğu toplumlara bakıldığında toplumsal sorumlulukla hareket eden, fark eden, fark ettiren, yaşadığım toplum ve dünya için ne yapabilirim diye kendisine soran bireylerin toplumun temelini oluşturduğunu açıkça görebiliriz. Toplumsal sorumluluk ve duyarlılık bilinci ile birçok insan kitlesinin aydınlatılması ve belirlenen konularda eğitilmesi mümkündür.  Eğitim, sağlık, kültür, ekonomi ve çevresel konularda yapılan sosyal duyarlılık hamleleriyle daha uygar, daha iyi yaşanılabilir bir dünyanın temelleri atılacaktır. 
     

Yaşadığı çevreyi, toplumu, kimliğini, kültürünü milli değerlerini benimseyen ve seven ve bu değerlerin gelecek nesillere sağlıklı sağlam bir şekilde ulaşması için çaba sarf eden kişilerin olmazsa olmazı toplumsal duyarlılıktır.  Bu duyarlılık insana önceliklerini doğru olarak sıralamakta, yaşanılan toplum ve dünyadaki olaylar üzerinde bireylerin düşünmelerini, tartışmalarını, bu doğrulta fikir üretmelerini sağlamaktadır.  Etkin bir sivil toplumun gelişimi, daha yaşanılası bir hayatın gerçekleşmesi, düşünen ve empati kurabilen bireylerin yetişmesi için toplumsal duyarlılığın hep diri tutulması şarttır.  Ancak bu şekilde farklılıklara karşı anlayışlı ve saygılı bir tavır sergilenebilecek, sadece tüketen değil aynı zamanda üreten bir nesil oluşacaktır. Toplumsal duyarlığa sahip olan bireyler sorunlara çözüm önerileri ile yaklaşan, kendilerine belirli hedefler çizebilen ve diğer insanların sosyal gelişimine farklı etkinlikler ile katkıda bulunabilecek kapasitede olan insanlardır. Böylesi bireylere toplum olarak büyük ihtiyaç duyduğumuz aşikârdır. Geleneksel yapının aşınmasına engel olan böylesi bireyler kabuk bağlaması imkânsız olan yaraların oluşumuna da engel olmaktadır. 
       

Sonuç olarak yaşanılır bir toplum ve dünya için insanların toplumsal duyarlılık olgusunu öğrenmesi, tecrübe ve bilgilerini irdelemesi, bu dünya adına yapabileceklerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Bir toplumda toplumsal duyarlılığın yüksek olması o toplumun uygarlık yükselişidir.