İlginizi Çekebilir



Ahmet TOSUNCU


Türk devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür

Bir milleti millet yapan, onların birlik ve beraberlik içinde yaşamalarını sağlayan, çeşitli faktörler vardır. Sosyoloji ve tarih kitapları, bunlardan uzun uzadıya söz ederken, din birliğine de yer verirler ve bu birliği, milli birliğin güçlenmesinde en önemli unsurlardan biri sayarlar.



            Bu gerçeğe, ülkemiz ve milletimiz açısından bakacak olursak; yüce dinimizin, milli birliğimizin güçlenmesinde ne kadar önemli bir yeri olduğunu görürüz. Gerçekten, büyük milletimizin tarihine göz attığımız zaman görüyoruz ki, onları kardeş kılan unsur, aynı heyecan etrafında toplayan değer, dinimizin kaynaştırıcı ve birleştirici niteliğidir.
            Milletimizin %99’unun Müslüman olduğu, “Mü’minler ancak kardeştirler“ (Hucurat 10) anlamına gelen ilahi ölçü içinde, hep birlikte yer aldıklarını düşünecek olursak, bu birliğin oluşturulmasında mukaddes dinimizin yerini daha iyi anlamış oluruz.
            Mü’minleri birbirlerine kardeşlik bağları ile bağlayan dinimiz, meseleyi daha geniş bir zemin üzerinde ele almış, aynı dinin iman esasları etrafında birleşemeyen, ayrı dinlere ve inançlara sahip olan insanların da vatan toprakları üzerinde, yurttaşça ve komşuca birlikte yaşamaları ilkesini getirmiştir. Bu yüzdendir ki milletimiz, tarih boyunca bu anlayış etrafında toplanmayı bilmiş, ayrı dinlere inanmış olmayı bile bir arada yaşamaya engel saymamıştır.
            Büyük milletimizin tarih boyunca elde ettiği şanlı zaferlerin, ortaya koyduğu kahramanlık destanlarının, kurduğu medeniyetlerin, dünyaya ışık olacak nitelikte geliştirdiği kültürlerinin temelinde hiç şüphesiz bu başarısı, yani fertleri arasında gerçekleştirdiği birlik ruhu yatmaktadır.
            Savaşta ve barışta hep aynı ruh ayakta tutulmuş, birliğimizi bozan cereyanlardan titizlikle sakınılmıştır. Müslüman, müslümanı hep kardeş bilmiş, “Hiçbiriniz, kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz” (Tecrid-i Sarih Tercemesi 1/30) ölçüsüne gönülden bağlanmış, bu konuda mezhep, meşrep hesabı yapmamış, kardeşine kardeş demek, yurttaşını yurttaş saymak için, onun doğulu mu, batılı mı olduğunu araştırmamıştır.
            Asırlar boyunca milletimize hâkim olan ruh budur. İstiklal Savaşı’nda, Sakarya’da, Çanakkale’de, Dumlupınar’da nihayet Kıbrıs’ta önümüzü aydınlatan, gücümüze güç katan, yurdumuzu şehitler ve gaziler yurdu yapan, düşmanı kovan, vatanı yeniden imar eden ruh yine bu ruhtur.
Hiç şüphesiz, milletimizin birliğinden ve dirliğinden rahatsız olan iç ve dış unsurlar her zaman var olmuştur. Onların en önemli hedefi, bu dayanışmanın ve birliğin bozulmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için her çareye başvurmaları da doğaldır. Kardeşi kardeşe vurdurmak, kardeş kavgası çıkarmak, mezhep kışkırtıcılığı yapmak, bölgecilik hesapları ile ülke bütünlüğünü parçalamaya teşebbüs etmek bu bedbahtların hemen her devirde başvurdukları metotlar arasındadır.
Evet, bu bozguncu çabalamalar, yalnız günümüzün konuları değildir. Aziz milletimiz her zaman, bu gibi tertiplerle karşılaşmıştır. Ama onun birlik ruhu, oyunların ve tertiplerin üstesinden gelebilmiş, onları geçersiz hale getirebilmiştir.
Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza savaşan asker, bu milletin bağrından kopup saf tutan askerdir. Şairin;
Kim, bu cennet vatanın uğuruna olmaz ki feda,
Şuhedâ fışkıracak toprağı sıksan şuhedâ,
derken sözünü ettiği şehitler, bu vatanın doğusundan, batısından, güneyinden, kuzeyinden akıp gelen mehmetçiklerdir. Onlar bize emanet ettikleri bu vatan için kanlarını akıtırken, vatan için savaştıklarını bilmekle yetinmişlerdir. Omuz omuza olabilmek için başka bir şart aramamışlardır. Ve nihayet bu vatan, Edirne’den Kars’a kadar uzanan mübarek topraklar üzerinde yaşayan, yüreğinde zerre kadar Allah ve vatan sevgisi bulunan herkesin çabasıyla, düşman çizmelerinden temizlenmiş bir vatandır. Üzerinde kardeşçe, yurttaşça, komşuca yaşayalım diye bize emanet edilmiş bir vatandır.
O halde, milletçe karşılaşacağımız her türlü bunalımları ve sıkıntıları atlatabilmenin en önemli şartlarından biri, hiç şüphesiz milli birliğimizi zedeleyici dikkatsizliklerden sakınmak ve bu konuda içimize sokulmak istenen bozguncu çabalamalar karşısında uyanık davranmaktır. İç ve dış düşmanların tertiplerine, bölücü kışkırtmalarına karşı dikkatli olmaktır. Omuz omuza bu vatan için kanlarını akıtmış şehitlerin torunları olduğumuzu hatırdan çıkarmamaktır.
           İyi bilinmelidir ki, 12 Eylül öncesi günlerde ülkemizde yaşanan sıkıntıların başında, birliğimizin bozulmasından yana olanların sistemli çalışmaları kadar, bu çalışmalar karşısında gereken duyarlılığın, bizler tarafından gösterilmemiş olması gelmektedir. Unutulmamalıdır ki; yaşanan anarşik ortamda hayatlarını kaybeden gençler, bizim gençlerimiz, onların arkalarından gözyaşı döken analar ve bacılar bizim analarımız ve bacılarımızdır. Ellerini kardeş kanına bulayanlar, görevi başındaki mehmetçiği şehit edecek kadar kalpleri kararanlar ve yollarını şaşıranlar da bu milletin çocuklarıdır. Hepsi de daha dün Sakarya’da omuz omuza savaşan ecdadın torunlarıdır.
    Bu vatan toprakları üzerinde kavga çıkarmak isteyen ve bu çeşit tertiplere katılarak bütünlüğümüzü zedelemeye, kardeş kanı akıtmaya kalkanlara, İstiklal Marşı’mızın mâna yüklü mısralarıyla sesleniyorum ve diyorum ki:
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.